Slow Food Terra Madre Teos Gezisi

İnsan her gün birlikte zaman geçirmekten keyif alacağı insanlar ile tanışamıyor malesef. Hele bir de benim gibi biraz antisosyal olunca sosyal çevrenin genişlemesi için “mükemmel fırtına” şartları gerekiyor. O yüzden 4 aralık 2016 Pazar günü dahil olduğum Slow Food’un Terra Madre organizasyonunun Türkiye ayağının (vallahi üşenmedim büyük bir gaf yapmayayım diye hem Slow Food hem de Terra Madre web sayfalarını kolaçan ettim, ayrıca bahsederiz bir gün)Teos antik kenti gezisi aynı anda bir çok güzel insan ile tanışmama vesile olduğu için ayrı bir yeri hak etti. Birlikte geçirdiğimiz bu güzel günün kaydını bir de bu ortamda tutarak ölümsüzlüğüne ölümsüzlük katmak, biraz da Terra Madre’nin online görünürlüğünü arttırmak istedim. Bir taşla çok kuş…

Grup yola İzmir’den çıktı. Mavişehir’den Üçkuyulara körfezi kucaklayarak, yolda katılımcıları birer birer toplayarak asıl istikamet olan Sığacık’a yöneldi. “Di”li geçmiş zaman kullanıyorum ama biz o sırada Gizem ile hali hazırda Sığacık’ta grubun bize ulaşmasını bekliyorduk. Bilmiyorduk ki Ahmet Uhri hocamız Üçkuyular’da gruba dahil olduğunda İzmir’in tarihini dünyanın gaz ve toz bulutu olduğu dönemden alıp günümüze kadar getirerek anlatacak, yolda Teos’un yarımada kentleri arasında ayrıcalıklı bir yeri olmasına büyük katkıda bulunan taş ocaklarından günümze kalanları ziyaret edeceklermiş. Bir bilsek…Artık yolculuğun bu ilk kısmını başkasından dinlersiniz. Bu arada peşin peşin özür dilemem gerek. Ben uzun zamandır beraber olan bu gruba daha dün eklendim. Bu yazıyı da yazarken kesinlikle hatalar yapacağım. Öyle affedilmez bir hata görürlerse Terra Madre’ciler beni uyarır, uyarmaya değer bulmayacakları ihmallerim ve hatalarım için de kusuruma bakmasınlar. 

Gizem ve ben gruba Sığacık Kale İçi’nin giriş kapılarından birisinde dahil olduk. Zaman kaybetmeden Teos antic kentine doğru yola çıktık. Nitekim Seferihisar ilçesi’nin aydın belediye başkanı Tunç Soyer bizi Teos Örenyeri ve Müze’sinde beklemekteydi. Tunç bey öyle sıradan bir belediye başkanı değil. 2009’da göreve geldiğinden beri Seferihisar’ın çehresini değiştirdiği gibi Yavaş Şehir (Citta Slow) oluşumunu da Türkiye’ye getirerek Türk belediyeciliğinde bence çoktan ölümsüz bir yer edindi. Aynı zamanda Teos kazılarının başlamasına da ön ayak olarak Batı Anadolu’nun bir başka tarihi hazinesinin daha gün ışığına çıkmasına yardımcı oldu. Daha neler yapmıştır da bu bir seçim kanpanyası yazısı değil, kısa keseyim. Soyer’in çabaları Terra Madre’nin de gözünden kaçmamış. Meğerse kendisine ödül verecekmişiz. Slow Food Bardacık CV kendisine Terra Madre ödülünü layık görmüş.  Ben de diyorum adamcağızı neden serin bir Ege sabahı yatağından kaldırıp Teoslara getirdik diye. 

Ödülü Teos antik kentinde, Dionysos tapınağının hemen önünde vermek, doğayı, yerel kültürü, tarihi korumaya önemli katkısı olmuş bir şahsiyeti  farklı görüşlere ve sanatçılara toleransı ile ün kazanmış Teos’ta kutlamak pek uygun kaçtı. Ama kutlamanın tüm sembolizmine karşın çok dünyevi, toprak anadan gelen bir hali de vardı. Kadehlerimizi şarap, bereket ve delilik tanrısı Dionysos’un şerefine, adına 2000 sene önce inşa edilmiş tapınağın yanı başında kaldırırken; seneler süren bir çabayla ürün elde edilebilen “Karakılçık” buğdayının unundan yapılmış ekmeği Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine sahitlik etmiş zeytin ağaçlarından elde edilen zeytin yağına banarken;  antik kentin tüm çevresini saran narenciye bahçelerinden gelen mandalinaları yer, yine yörenin peynirlerini kürdanla şişleyip afiyetle mideye indirirken hangimiz toprak anaya daha yakın, tarihle daha iç içe,  dünya ile daha bir uyumlu hissetmedik kendimizi? 

Tamam Eser daha fazla hülyalara dalma da Ahmet hoca ne anlatıyor onu dinle istersen biraz da. Ödül töreni ve başkanı öpme faslından sonra kadehlerimizi elimize alıp antik kenti Ahmet hocanın pek tatlı  - tatlı dedim diye içi az dolu sanmayın, bilgi dolu, tarih dolu, keyif dolu – anlatımı eşliğinde gezmeye başladık. Dionysos tapınağından sonra meclis binasını ve antik tiyatroyu gezip limana indik. Bu arada biz minik haylazlıklardan da geri durmadık. 
Göz hakkıdır diyerek komşu bahçelerden mandalina, etrafımızdaki ağaçların dalında tatlanmış hurma zeytinler, biraz ekşi kalmış olsa da bir kaç böğürtlen tırtıklayıverdik. Eh, slow food böyle bir şey olsa gerek. Kumsalda volkanik kökenli, suda yüzen ponza taşlarından arandık. Bir kaç tane bulup denizde yüzdürdük bile. Bu taşların Santorini adasındaki volkanik patlamalar sonrasında buralara kadar ulaştığını düşünün. Bu sahillere ulaşana kadar nasıl hikayeler biriktirdiklerini, belki de kimlerin elinden geçtiklerini…

Eğer tüm gezi boyunca yaptığımız her şeyi, Ahmet Uhri’nin ağzından çıkan her inciyi yazmaya kalkarsam bu bir blog yazısı olmaktan çıkıp Evliya Çelebi külliyatına döner o yüzden istemeden de olsa kimi detayları atlıyorum. Antik kent gezdik, denize taş attık, dallardan mandalina kopardık. Artık yemeği hak etmişizdir herhalde değil mi?
 Bence de. Otobüsümüze atlayarak Sığacık kasaba mekezine geri geldik efendim. Sur içindeki Milos restoran’da bizi mükellef bir Ege sofrası bekliyordu. Önce ekmeğimizi zeytinyağı nar ekşisi karışına batırıp nefsimizi körlettik, ardından fava, cibez, kurutlmuş domates, haydari’den oluşan mezelerimizi Barudi Şiraz ile lüplettik. Artık balık getirirler derken paçanga, karides güveç, ve kalamar geldi. Neyse ki şarap bitmemişti, daha doğrusu masanın bizim tarafında biz bir şişeyi halletmiş ikinciyi kolaylamıştık. Bir Ege mutfağı günü balıksız sona ermemeli. İsteyene levrek ızgara, isteyene sardalya tava (gayet lezzetliydi)…Nedense kimse Çipura tercih etmedi. Belki de çiftlik balıkçığının olumsuz imajı…

Ve tahin soslu revani benzeri tatlımızı da yiyip çayımızı içtikten sonra Nedim beyden gelen direktifle grup Sığacık pazarına “dağıldı”. Ama isyankar geçler olarak biz dağılmayı reddedip Milos’da bir süre daha oturma eylemine geçtik. Ahmet Uhri hocam da İstanbul grubuna yarenlik ettikten sonra biraz da bize göz kulak olmaya karar verip aramıza katıldı. Az zamanda çok şeyler konuştuk. Orkide’nin epidomolojisinden sahlepe, incirin ileklenmesinden vanilya bitkisine nelere dokunmadık. Tam Her Boku Bilen  diplomamı hak edecektim ki Iklığ’ın ne olduğunu bilemedim ve fahri derece ile idare etmek zorunda kaldım. Gerçi dönüş yolunda Ahmet hocamız kibarlık edip ıklığ’ın ne olduğunu bildiğimi ilan edip namusumu kurtardı. Kibarlık başka şey işte. Sonrası? Sonrası dönüş yolu, bir sonraki gezinin hayali…

NOT: Bizi bilgileriyle aydınlatan Ahmet Uhri hocamıza, Nedim bey'e, tüm katılımcılara teşekkür ederim. Ek olarak bu yazıda kullanılan fotoğrafların büyük kısmı sizlerin paylaştığı resimler arasından seçildi, eğer çıkartılmasını istediğiniz bir görsel olursa lütfen söyleyin, gereğini yapayım.

Son NOT: Başkanı öpmek esastır ! 

Slow Food Terra Madre Teos Gezisi Slow Food Terra Madre Teos Gezisi Reviewed by Pangaean on 3:32:00 AM Rating: 5

No comments